Pages

dolmuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dolmuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2012 Pazar

Dolmuşmuş

Arkadaşla Seyranbağları Ulus dolmuşuna bindik, o yolda inecekti. E, indi de. Benim ilk defa kullandığım güzergah, etrafı incelemek, yolları öğrenmek istiyorum ama nafile. Yapyağmurlu bir Ankara günü. Camlarda damlalar aşağı doğru süzüle süzüle damlıyor, içeridekilerin nefesi buhar yapmış. camdan görünen görüntü hep puslu. İçim sıkılıyor. Bazı anlar bana lisedeyken, ramazan ayındaki oruç açma saatlerini hatırlatıyor. O saat yaklaşınca dersin ortasında kantine inilir. İster niyetli ol, ister olma. Sınıf leş gibi kokmakta, ısı yükselmiş, hava kararmış bir ders daha var ama artık dikkati toplayabilene aşk olsun. Hocaların boş vermişliği, artık ders saatinde laklak yapıp sınıfta löplöp yiyebilecek olmanın keyfi... Hayatımın en boş vermiş, en akışına bırakılmış anlarını lisede, sınıfta iftar saatinde yaşamışımdır. Sonrakiler genelde huzursuz eden anları yaşanacak ve bitecek diye seyirci gözüyle izlerken yaşadım sanırım. O dolmuşta da iç sıkıntımı kenara koymadan inene dek çekilebilir kılmaya çalıştım. Derken arabada iki yolcu kaldığımızı fark ettim. Birisi şoförün yanındaki tekli koltukta oturan gözlüklü bir amca. Herkesin günde en az bir kere gördüğü gibi bir amca. Tıngır mıngır giden dolmuşun nereden estiği belli olmayan rüzgarının bizi ürperttiği anda, silecekleri çalıştıran şoför yandaki amcaya söylüyor:
-Sıcak ve zenginlik iyi. Soğuk ve fakirlik kötü. Biraz sıcak olaydı, biraz da olaydı... Ne güzel olurdu.
Amca dönüyor, yüzünde böyle hafiften hayallenmiş bir ifade, bir minik tebessüm:
-Olurdu değil mi?

Başka şeyler de konuşuyorlar. Şöför 24 yıl önce gelmiş Ankara'ya. Hep şoförlük yapmış. Kamyon da taksi de kullanmış. Diyor ki "Kamyon şoförlüğü daha iyi aslında. Dolmuş insanı kandırıyor. Hani akşamları eve dönebiliyorsun ya..." 

Arada yolda birileri daha biniyor. Hemen şoförün arkasına oturuyorlar. Sohbet ülke gündemine dönüyor. Şoför de konuşuyor. 

İçimden oturup saatlerce konuşmak geliyor. Dayatılmış düşünceleri kenara koyup kendisi ne sonuca vardıysa onları söyleyen bir adam, sakin sakin tartışıyor, karşı sav mantıklıysa düşüncesini değiştiriyor, anlamaya çalışıyor. Artık çok kıymetli, az rastlanan bir şey olmuş böylesine insanlar diyorum, içimden. Son durağa varınca pıtı pıtı yağan yağmurlar altında yürümek için inmek üzereyken "kolay gelsin" diye olabildiğince içten bir şekilde sesleniyorum. Sanki sesimden anlayacakmış gibi kendisiyle ilgili temennilerimi. Sessiz bir seyirci oldum ama fark ettim ben sizi demek istiyorum, demiyorum. İniyorum, yürüyorum günler sonra da yazıyorum.

(Bunu o gün çektim. Çaktırmadan. Gizli. Evet. Ayıb.)

***
Kasım 4 itibariyle 25 yaşındayım Hayatımda belirlediğim bir baremdi benim için -ki aslında gereksiz bir belirleme-. 20'den 25'e hakikaten çok da hızlı gelmedik ama 25'ten sonra 30'a çok hızlı gelinir diyorlar. İzafiyet Teorisi aslında orta yaş bunalımını çözmek için yazılmış olabilir mi? Onu bunu bilmem. Sağlam zeminler istiyorum artık ben. Kaygan zeminlerde tutunmak için saplanıp kalmaktan yoruldum çok. Başkalarını tutmak için ellerimi topraklara saplamaktan da yoruldum. Kimse anlamıyor değil beni. Anlıyorlar. Sağlam zemin istiyorum ve kimseden beklemiyorum aslında. Tek başına tutunmak daha kolay. Böyle gamsız olacaksam, böyle olayım istiyorum. 
***


Bu baharki sel felaketini hatırlarsınız. Bu yukarıdaki kare de Sinop Türkeli'den. Yanda dere yatağı var. Selle birlikte bu duvar da çökmüş böyle. Gördüğüm an çarpıldım o görüntüye. Böyle çok şey aklımdan geçiyormuş da hiç bir şey düşünemiyormuşum gibi oldum. Birisi "bazı cümleleri sağlam zeminlerde kurmak lazım" demişti görüntünün üzerine (yazmıştı mı demeli?). Çok haklıydı. Çok. Olmuyor sonra. Dikiş tutmuyor. İnsan eti bu. Acıyor. Kanıyor. Daha canlıyken çürüyor. Olmuyorsa o duvarı yıkmak lazım. 

***
Hem zaten, gerekirse kamyon şoförü olurum ben.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Dolmuş Kültürü

sözlükte iletidir. nasıl canım sıkıldıysa artık, yazmışım pek çok. okuyunca tekrar eğlendim. dursun bu köşede dedim.

evvela dolmuşa minibüs dememekle başlar.
vaktinde, küçükken minicikken evinden çıkıp da dolmuşa nadiren binen bir çocukken/ergenken kendisine minibüs derdim. en kibarcık halimle minibüs dediğimde "ha" diyenlere "hani oluyor ya mavi, ama otobüs değil onun küçüğü" diye anlatıp "ha dolmuş diyorsun" tepkisini alırdım. ya da doğrudan "dolmuş be ne öyle miniiğğbüüğğss" gibi cevaplarla da karşılaşırdım.

gel zaman git zaman, büyüdükçe artan katedilen yol miktarına bağlı olarak metro, otobüs, servis derken dolmuş de kullanmaya başladım. tabii o arada minibüs oldu dolmuş. yani benim lugatımda geçirdi bu evrimi.

tabii bir angaralı olarak, bir angaralı kronik dolmuş yolcusu olarak bu durumun/sürecin/olayın kazandırdığı bir kültür olduğuna kanaat getirdim.

neyse sadede gelelim;

-dolmuşta iyi bir yolcu bilir polisin kontrol yaptığı güzergahı. bilir ve kendiliğinden çöker yaklaşınca. iyi bir yolcu tekrar ayağa kalkacağı yeri de bilir. biraz daha az iyi olan bir yolcu da şoför "çök!" deyince çöküverir, neden sorgulamaz, "ay üstüm kırışır" diyemez. derse dolmuş ahalisi söylenir, şoförün kavga etmesine bile gerek kalmaz.

-dolmuşta iyi bir yolcu eğer genç bir erkekse, ayakta kadın yolcu olmasın diye yer verir. işinde pardon yolculuğunda profesyonelleşmişse, bilhassa genç ve hoş kadınlara yer verir ama olsun. yaşlılara nasılsa yer verilir. o değil de, herkesler böyle düşünüyor sanırım. epeydir genç kadınlar oturuyor, yaşlılar ayakta seyrediyor.

-eğer çevirme var diye alınmama ihtimali yüksek olan bir yolcuysanız ve kadınsanız, her daim bakımlı, makyajlı ve şık olmalısınız. iyi bir yolcu bunu da bilir. zira 5 m geride bekleyen paspal kadına veya erkeğe durmayan o dolmuş, o gün saçtığınız ışıkla doğru orantılı olarak size durabilir. durmayabilir de ama inanın o zaman sahiden alacak yer kalmamıştır.

-kocaman gövdesi olan teyzelerin yanı en son dolar. nedense şişman genç kızlara nazaran bu teyzeler daha rahat davranır tüm koltuk onların gibi hareket eder. bunu insan sadece bir haftada anladığı için dolmuşa ilk duraktan bindiği takdirde dolmuşun dolma skalasını gözleyip envantere işl... neyse cümlenin ucu kaçtı. hoş zaten dolmuşa özgü bir gerçek değil bu. nerden girdiyse araya.

-dolmuş şoförü olmak demek doğuştan lider olmak demektir. ancak karizmatik liderlik rolünü değil babacan liderlik rolünü de seçmek demektir. şoför sorar, "migros'ta inecek var mı?" ahaliden cevap gelmeyince "miiigroooos!" diye çemkirir. ay pardon seslenir. "abi ben inecektim" diye 3-5 kişi cevap verir. hatta öyle ki inmeyecek olanlar bile can havliyle cevap verir, bir de üstüne arabadan inebilir. insanlar da "şoför bizi düşünüyor ehehe" diyerek sevinir.

-ankara'da dolmuşa binmek eğlencelidir. hele ki ayaktaysanız. bir yere sıkı sıkı tutunup arabanın her zıpladığında savrulmadığınızda kendinize 10 puan verip her sağa sola çarpıp düşme tehlikesi atlattığınızda kendinden 5 puan düşebilirsiniz. eğer 50'yi geçerseniz kendinize kestaneli pasta ısmarlayabilirsiniz. ancak unutmayın oyun oynarken 3 haktan sonra game over olsanız da hayatta bu imkan yok. biliyorsunuz tek hakkınız gidince game over oluyorsunuz hayatta. sıkı tutunun, hem de çok sıkı. çökerken de sıkı tutunun. aman bırakmayın.

-eğer ki şoför birilerine küfrederse, ya da sansürleyip söylenirse, siz de dolmuş ahalisi gibi evet anlamına gelebilen ifadeler kullanın. baş sallayın. aksini düşünseniz bile sesinizi çıkarmayın. sürü psikolojisi var ama sürü psikoloğu yok. neme lazım, bozulan ruh sağlığınız onarılamaz.

-dolmuş yazıları ayrı bir edebiyattır. anlamıyorsanız anlatım bozukluklarından dolayı demeyin. eminim ki siz anlamamışsınızdır. allahım beni dostlarımdan koru ben düşmanımla başederim yazmışlar mesela, yalan mı ha?! yalan mı? değil. hayatın özü saklı o yazılarda.

-"üstünü alamayan, parasını gönderemeyn var mı?" diye sorulduğunda, dolmuş şoförünün özellikle para üstünü alamayanları düşündüğünü zannetmeyin. ama yine de niyet iyidir, "sen hişşşşttt kırmızı kapşonlu gönder paranın üzerini" demedikleri için sempati duyun. hem "10 lira üzeri vardı" diyen birisinin beklenmedik varlığı sizi o an için sevindirip güldürebilir.

-dolmuşta dinlenen şarkılar diye bir albüm olmalı. yani bence var yoksa bu kadar istikrarlı olamaz bu müzikler. işte bu albümden edinmekte fayda var. ahaha ya da aşk fm dinlemekte fayda var. e bünye biraz alışmalı azizim. melankolik sabah saatleri geçirmek de romantik gibi gözükebilir ama sunî depresyon yaratıyormuş diyor bilenler.

-dolmuş kültürüne dahil olmasa da en kötü bişey, dolmuşta öğrenci fiyatı yoktur. zaten ankara'daysanız, paranız mütemadiyen ulaşıma gideceği için aslında çok koymaz. hatta o kadar koymaz ki, verdiğiniz 2 liranın gelmeyen 20 kuruşluk üstünü istemeye tenezzül etmez, "battı balık yan gider aq" dersiniz. gerçi o son aq ne demek bilmiyorum ama bunu diyen onu da diyormuş.

- bir ramazan akşamı, pidesini peynirini alıp dolmuş hareket etmeden inip de 200 metre ileride unutulan yolcuyu beklemeyip "beni bulsun da alsın bir ara, bekleyemem" diyen odunu, pardon şoförü de tanırsınız. arabanın her yanında yazan besmelelerin, arapça sözcüklerin varlığının duruma tezatlığına bakarsınız. pidesini unutan adamla, muhtemelen son parasıyla bunları aldığına ilişkin senaryolar kurarsınız. evde bekleyen oruç tutmuş aç bir aile olduğunu düşünürsünüz. doğrudur ya da değildir, hayalgücünüz gelişir.

dolmuşla giderken yapılacak en güzel şeyse, hususi arabasıyla gidenleri görüp duygulanıp gözlerin dolmasıdır. bu kadar çok şeyi göremedikleri için, araç beklerken yağmur altında ıslanıp saçlarını güçlendiremedikleri için, bu kültürden uzak kalıp kendilerini dolmuş ahalisi denen topluluğa ait hissedemeyip bireyselliklerinde boğuldukları için üzülürsünüz. allah yardımcılar olsun ne diyeyim der ve kafayı cama dayar derin hülyalara dalarsınız. yok be! bir gün benim de arabam olacak demiyorsunuz dalınca. hı?! ne kedisi ne ciğeri.

işte dolmuş kültürü, öyledir böyledir. candır, canandır.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Dolmuş Anıları ve Askerlik Anıları

16.11.09
10:04

evet yeni keşfettim.
-ikisini de anlatmazsanız çatlarsınız.
-"ben askerdeyken yine bir gün..." ile "ben dolmuştayken yine bir gün..." arasında teknik olarak hiç bir fark yoktur.
-askerlik anıları anlatanca manipüle edilebilir, dolmuş anıları edilemez zira her yeni gün bir yenisi eklenir.
-asker anılarında geçen arkadaşlar hakkında detaylı bilgi verilebilir, dolmuş anılarındaki gelip geçici insanlardır. (gerçi insan bir süre sonra duygusal bağ kurmuyor değil)
-asker anılarındaki sivil olmayan bireyler asker iken dolmuş anılarındaki sivil olmayan bireyler polistir(trafik polisi) ve ikisi de uf yapar.
-askerlik biten bir şeydir, dolmuş anıları bitmez.
işin özü anlatsam roman olur denileni kesinlikle dolmuş anıları olmalı. böylesine dinamik bir yaşantılar silsilesi olamaz. tekdüze geçmesi gereken ama bir türlü tekdüze geçemeyen yine de sıkıcı günlerimin sıradanlaşmaya başlayan ekşınının kaynağıdır dolmuş anıları. geçen gün yine öleyazdık be! daha n'olsun?

bu kadar.
şimdilik bu kadar.
sevgiler ve de saygılar.

not:buradan bugün beni yolda almayan dolmuş şoförünü esefle kınarken, aracına zorla da olsa bindiğim ulvi kişilik saygı değer şoförü saygıyla selamlıyorum.