Pages

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2010 Cuma

Empati ve Örümcek ile Rüyalarda Buluşuruz


Son dönemde sıklıkla gergin rüyalar görüyorum. "Kariyer manyağısın!" diyenleri haklı çıkararcasına ya okul ve derslerle ilgili bir şeyler ya da işyeriyle ilgili bir şeyler giriyor rüyalarıma. Kabusa dönüyor hatta.

Geçenlerde hem eski sevgili hem de kinetik sevgili olmak isteyen potansiyel sevgili birer gün arayla rüyasında beni gördüklerini söylediler. Aynı gün ben rüyamda o zaman belirsiz olan ders programının nihayet belli olduğunu görmüştüm. Bir de kendime duygusal derim! Bir de erkeklere odun dersiniz! (Ben hiç demem ya:)) Korkarım ki bu hikayedeki odun benim. Neyse ki odunluğum bununla sınırlı.

***
Okuyan bilir, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'de Deborah'ın psikiyatristi kitabın bir yerlerinde bazen hastaları anlamak için onların yaşadığı o algı deneyimlerini yaşamak istediğini söylüyordu. O kitabı okuduğumda henüz psikoloji ve psikopatolojiler hakkında pek bir şey bilmiyordum. Öğrendikçe iyice aklıma düştü bu istek. Bir insan hiç kimsenin görmediği ve olmadığını söylediği görüntülere, seslere nasıl inanabilir ki? Herkes aksini iddia ederken elinde böceklerin gezdiğini gören birisi nasıl hissediyordur kendini? Bunları anlayabilsek daha da iyi olmaz mıydı?

***
Dün gece rüyamda -yine iş yerinde- beni şu yanda görülen gibi bir örümceğin kovaladığını gördüm. Herkesi bıraktı, beni kovalayıp durdu pis örümcek. Çok korktuğumu hatırlıyorum. Çok kaçtığımı da tabii ki. "Neden korkarsın?" sorusunun benim için olası ilk cevabıdır böcekler. Haliyle yandaki gibi eklembacaklılardan da çok korkuyorum. Uyandığımda hala korkuyordum. Uyandığımı anlamak kalbimin atışını hemen dindirmedi. Gerçek olmadığı bilgisi korkumu alamadı. Tabii tüm gün "ay örümceeeğk!" diyerek de dolanmadım ama. İşte gündüz işe giderken hala düşünüyordum ki rüyayı, bunu gün içinde de görsem, mesela sürekli gözümün önünde uçuşan böcekler olsa, bana gerçek olmadığını anlatsalar yine de duramam yerimde dedim kendi kendime. Sahiden de, kollarınızda
hamamböceklerinin yürüdüğünü düşünün bir, korkmuyorsanız dahi tiksinmez misiniz? Daha da kötü olan sizin kaşınıp duran üzerinde böcekler gezinen kollarınıza bakanların bunu görmemesi ve size tuhaf gözüyle bakması olmaz mı?

***
Sadece bir rüya kocaman bir empati deneyimi sağlamadı elbette. Zaten sırf empati yapma ve kısıtlılıkları fikrimden ötürü rüyamda bir örümcek tarafından kovalandığımı hiç sanmıyorum. Freud olsa ne derdi kim bilir? Imm... Bence kimse bilmese de olur ama yine de öngöreyim. Muhtemelen örümceğe fallik obje derdi. Kaçıyor ve kovalanıyor olduğum bilgisinden yola çıkıp yazar da yazardı. Ben de ona derdim ki, "Sevgili Sigmund, bu yorumları yaparken yorumlar sizin bilinçaltınızdan nasıl etkileniyor?". Sonrasını bilemedim.

***
Rüya demişken aklıma geldi. Aslında pek alakasız. Bu da yoruma açık aslında; son dönemde çocukluğumda okuduğum ve beni çok etkileyen kitaplar düşüyor aklıma. Sınıfımızın Resmi de bunlardan bir tanesi. Madem düştü bu da aklıma, analım adını.

***
Ha, bir de puro ve pipo tütünlerinin kokusunu severim.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Neva


Eğitimin almadığı cehaleti göster deseler göstereceğim kitap.

Tuhaf bir şekilde efsaneyedi bu kitap. Popüler değil ama efsane. Neva da "Lan ileride kızım olsa adı da neva olsa" dediğim için zaten dikkatimi çeken sözcüklerden biriydi. Karşıma eski baskısını alma fırsatı da çıkınca, aldım, okudum. Evvela sardı ama, ah şu güdülmeyen edebi kaygılar! Ya, her şeyi geçtim, bir editör el ataydı. Noktalamayı, anlamsız cümleleri falan düzeltseydi? Yani düzgün türkçe kullanmak edebi kaygı gütmek değildir ki. Okurken yoruldum ciddi ciddi. Bir de bunu yazan hekim, hem de kitapta betimlediğine göre çok okuyan bir hekim. Demek ki neymiş? her okuyan, iyi eğitimli olan düzgün yazamazmış. Üç nokta edebiyatı olmuş yer yer ":/"

Her zamanki gibi, spoiler okumaktan geri kalmayıp sonunu bilerek okudum. Eşeklik ama... Okumasam daha mı iyi olurdu bilmiyorum. Kitaptaki sonu ve gerçek hayattaki sonunu bildiğim için Kayıp Balık Nemo izlerken dahi ağlayan ben ağlamadım. Sadece ama sadece öfkelendim. Hem de çok öfkelendim.

Ne ılgın'ı ne de neva'yı sevdim. Yahu insan acı çekmeye bu kadar mı istekli olur? 20 yıl tek başına değlimiş gibi, kendine zarar verenden bir kurtulamama hali falan? Neva gibi arkadaşım olsa, her gün başının etini yerdim "nasıl bu kadar pasif, çaresiz olabiliyorsun" diye. Ilgın gibi arkadaşım olsa... Olmazdı sanırım ya. bu mentalitedeki birisi bana dayanamaz, ben de ona dayanamam.

Kitabın ilk kısmında da, hatta büyük kısmında da pişmanlıktan öte yazarın kendine hayranlığı olduğunu, pişmanlıktan çok kendini anlattığını düşünüyorum (ehehehe okuyup buna da sinirlenir belki, 'Anlamamış peeeh! Zamane genci işte, aşktan ne anlar?!" der skdlasda)

Kıskançlık sorunu olanlar okumalı. Patolojilerini uzaktan görme fırsatı verdiğine eminim. Yok artık, bu kadar saçma düşünüyor olamam deseler kâfi.

Bir kitap okudum, öfkem depreşti. Ee bizim de var hatıralarımız şdlşdkdflkf

Not 1: Sözlük'te de iletidir.

Not 1,5: 3 farklı kapağı varmış. Ben siyah beyaz kapaklı ilk baskıyı okudum ama yarım kızlı (ehehe) kapak daha hoş geldi. Eee bunu da demezsem olmaz, her şeyi bitti, kapağını eleştirmesi kaldı kdjasjd!

Not 2: Bir diğer ihtimal de Dublörün Dilemması'ndan sonra ne okusam "tırt" diyecektim :/

26 Haziran 2010 Cumartesi

Kitap laneti

bilen bilir kitap konusundaki hassasiyetimi, ödünç verirsem geri alırım muhakkak. kolay kolay da ödünç vermem konu kitap olunca. verdiğim takdirde nasıl tembihlediğimi anlatmama gerek yok sanırım :)

bu sabah hazır tatil de gelmişken, elimdeki ktiap da bitmişken iş yerine götüreyim son aldıklarımı, sıradan okuyayım dedim. koydum bir poşete, hazırlanıyorum bir yandan. annem geldi baktı, "burada benim kitabım var mı hiç?" dedi. "yoktur" dedim ben de haliyle. baktı, kendi kitabını buldu, "bunu bunlarla götürme" dedi, kitaplığa koydu. e tabii ki sinir oldum. annem içeri geçti. parlak bir fikri geldi aklıma, madem öyle ilk bunu okurum dedim, aldım çantama koydum.


dolmuşa bindim -ah bu gün o kadar çabuk geldi ve durdu ki, bir de yer de vardı ki, en mutlu bir kimse oldum- çıkardım çantadan, okumaya başladım.

sonra işe vardım, girdim odaya bir baktım ellerim yeşillenmiş! aldığım kitap yeşilinden olmuş hem de. ahaha yanıldınzz! kitap orijinal.

annemin lanetinin tuttuğuna ve bu mevzuunun didaktik bir yanı olduğuna inanıyorum!

anneme çekmişim ve bu tavır pek sinir bozucu bir tavırmış.

ahaha bunu nereye bağlayacaktım sahi?
hah! hayranım şu kitaplar kitaplıkta duracağına insanlar okusun deyip dağıtabilen insanlara. metaryalist olduğum az noktadan bir tanesidir bu kitap noktası.
bir de bu kadın öykülerinde karadeniz güzel kitap, bir kaç versiyonu daha var. kadın öykülerinde ankara, pek güzel. okunası. ankara'ya ilişmişliğiniz varsa muhakkak okuyun.
o kitabım da eski sevgilimde kaldı zaten :((( sdksjdkldj!

12 Aralık 2009 Cumartesi

Zannetmek Üzerine Edebi Olmayan Bir Yazımsı

14.11.09
10:47

Başlığa bakıp heyecanlanmayalım :)

Şimdi fark ettim ki öğrenci sanrıları diye bir kategori var. Olmalı yani.

Önce durumu açıklayayım, sonra genellemeye varayım. Bunun adı da ne olur? Haliyle tümevarım olur.

Pazartesi günü sınavım var, geçen yıl 10 kişilik sınıftan 3 kişi geçmiş bu dersten. Hiç bir şey anlamıyorum, zaten pek dinleyemiyorum da. İşte sınav günü geliyor, yaklaşıyor an be an. Ancak içimdeki gerginlik her fotokopi çektirdiğimde kitap aldığımda azalıyor. Elimde şimdi bakmaya başlasam sınava kadar bitiremeyeceğim kadar not var. İşin komiği kendi defterimle beraber 4 tane de defter fotokopisi var. Yani hocanın anlattıkları standart, zira ders aynı ders. Notlar standart, yazılar farklı. Fotokopiler bi' dolu. Ama özgüven tam, ohoo o kadar not buldum, fotokpi çektirdim, kitap aldım. Geçerim ki bu dersten.

Durun! Zor geçersin demeyin bana.
Hem çalışırım belki, hayat bu belli olmaz.

Not: ashdgskdgfskdfhlsafgaf genellemeyi unutmuşum, vazgeçtim genellemeyeceğim! :)



5 Yorum:

eniGma's Kite dedi ki...
2 gün
4 defter
yüzlerce fotokopi

...

1 öğrenci
1 ders!

bu kış aklınız şaşacak!

"kiss of the istatistik"

coming soon!

14 KASIM 2009 14:00
özcan dedi ki...
elektromanyetik teori dersiydi. dersi 60 kişi alması gerekiyorken 170 kişi alıyordu. anlayacağınız 3 senede toplam 10 kişi geçmiş dersi. hocamız teorik fizikçi, teorikçileri hiç sevmem zaten, geçme olasılığım en iyi ihtimalle 60'da 4 filan. sonuçta geçtim. ortalamaların altında bir nottu ama geçtim. ertesi sene hocası değişti. sınıfın tamamı b1 ve üstü notla geçti. sonra düşündüm ki acaba kalsaydım daha hayırlı mı olurdu benim için diye. o zaman anladım ki aslında mesele kalmak ya da geçmek değil. o an nasıl hissetiğin. ben geçince mutlu olmuştum, sonra hüzünlü. ama dersi geçmiştim bi kerede. kalsan da geçsen de bir kez mutlu ve bir mutsuz oluyorsun eninde sonunda.

niye anlattım bunu, tavsiye vermek için değil. biliyorum ki elinden gelenin en iyisini yaptığın sürece kaybetmezsin. 4 defter ve yüzlerce fotokopiden daha iyisini yapanı da görmedim.

14 KASIM 2009 23:24
Melike dedi ki...
sonuç olaraaaak... hayatımda ilk defa bir dersten kalacağım. hem de basit soruları gelen bir dersten. hem de tamamen kendi yüzümden. hadi biraz da hoca yüzünden olsun.
olsun ama süper mazaretlerim var. ilk defa bunları da kullanacağım.

ya acaba... alışkanlık yapar mı?

16 KASIM 2009 22:37
özcan dedi ki...
alışkanlıklar geçicidir. yoksa ben mezun olamazdım zaten. ayrıca buradaki herkesten sen daha iyi biliyorsun ki kendini suçlamak ne dersi geçmeni sağlar ne de seni daha mutlu yapar. kendini suçlamaktan vazgeç. hem bak kalacağım demişsin, belki geçersin.

17 KASIM 2009 19:47
Melike dedi ki...
ama sonuçta kendi yüzümden, olaylara verdiğim reaksiyonlar benim elimde mesela. belki hem kendimi gerektiği kadar suçlamam iyi bir şeydir.
deneyip göreceğim :)

17 KASIM 2009 19:52